PAYLAŞ

ceyhun1“ 11 yaşında yeşil bir demir kapıdan girdik biz, kapı escort bayan arkamızda kaldığında hissettiğimiz tek duygu yetimlik, kimsesizlik, çaresizlikti. Seçenek yoktu, ya bu duyguyla baş edecek, birbirimize kenetlenecektik ya da yok olacaktık.

49 yaşında bu kez farklı bir kapı açılıyor önümüzde, hani şu şarkıda adı geçen ” geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan ve arkasında güneş bahcesehir escort doğmayan büyük kapı”…

Yine aynı duygu, yetimlik, çaresizlik duygusu sarıyor ve sarsıyor bir kez daha. İster istemez 11 yaşına dönüyor, sorguluyor istanbul escort beyin. O zaman nasıl baş etmiştik?

11 yaşının masumiyeti, kirlenmemişliği, yaşanmamışlığı ile sığınmıştık birbirimize üşüyen kedi yavruları gibi, kenetlenmiştik. Taş bir kadikoy escort binaydı, pek çoğuna bir şey

ifade etmezdi belki ama  bizler için sığınaktı, YUVA’ydı.

49 yaşında yine aynı emri veriyor beyin, KENETLEN!

Unut kirlenmişliklerini, yaşanmışlıklarını KENETLEN

VE HAYATTA KAL!”

H.ŞEBNEM ALP (DŞ’84)

*   *   *   *   *

Herşey 2 Şubat 2015’te  DŞ ’84  dönemi mezunlarından Şebnem Alp’in bu kenetlenme çağrısıyla başladı.

1976’da Darüşşafaka’ya birlikte başladıkları sınıf arkadaşı Ceyhun Certel hastaydı. Hastalığı öğrendikleri 28 Ocak’ta yolun sonuna gelinmişti zaten. Ceyhun hastalığını 22 Aralık tarihinde öğrendiğinde  kanser dördüncü evre, son aşama demişti doktorları. Tedaviye başlayacağız ama yolumuz çok meşakkatli  diye de eklemişti.

Ceyhun’un aylardır ortada olmaması dönem arkadaşlarından Aysun’u endişelendirmiş Şebnem’e araması için baskı yapmış sonunda da “ölsek kalsak birbirimizden haberimiz olmayacak” cümlesini kurmuştu. Bu cümle üzerine aradı Şebnem Ceyhun’u,  telefon açılır açılmaz söylendi

” Neredesin oğlum sen?”

“ Şebnem?! Şu anda Kartal Araştırma Hastanesi Onkoloji servisindeyim arkadaşım. 10 dakika sonra ilk ışın tedavisine gireceğim, öyle bir anda aradın ki..”

Kısa süre sonra Şebnem bütün bilgileri almıştı. Ceyhun’a böbrek kanseri teşhisi konmuş; kemiğe sıçramış olmasından da şüpheliydi doktorlar. Ceyhun sigortası olmadığından yeşil kartla bakılıyor; hastalığı ortaya çıkmadan henüz 12 gün önce Ordu’dan İstanbul’a geldiğinden,  kız kardeşinin evinde kalıyordu. Maddi durumu iyi değildi; hatta hiç yoktu ama bir talebi de yoktu. “Bir ihtiyacın var mı?” sorusuna teşekkür etmişti bütün kibarlığıyla.

Çaresizlik, onur, utanç, yalnızlık, yoksunluk yine yetimlik, yine yetimlik…Birbirlerine sığınacak, kenetlenecek, omuz vereceklerdi, başka çaresi yoktu.

Şebnem önce dönem arkadaşlarına, yeterli ilgiyi göremeyince tüm Darüşşafakalılara kenetlenme çağrısında bulundu. Küçük, büyük herkesle arkadaşının durumunu paylaştı ve 1 Şubat 2015 tarihinde durum ve ihtiyaç belirlemek üzere büyük ve küçük sınıflardan 6,7 kişiyle Ceyhun’un kız kardeşinin evine gidildi, aylık zorunlu gider miktarı öğrenildi, ihtiyaç listesi çıkartıldı ve ilk elde toplanan para kız kardeşine teslim edildi.

Sonrası 30 Mayıs 2015 tarihine kadar müthiş bir dayanışma ve birliktelik örneği oldu. Maddi manevi kimin neye gücü yetiyorsa herkes bir şey yapmaya çalıştı. Moral turları düzenlendi Ceyhun’un evine; mektuplar yazıldı, kartlar atıldı, telefonlar edildi, kimi evindeki tarhanasını paylaştı Ceyhun abisiyle, kimi kayınvalidesinin yaptığı ev yapımı sucuğu.

Yeni mezun bir kardeşimiz henüz iş bulamadığından parasızdı örneğin; kardeşinin kumbarasını açtı, içinden çıkan 27,50 TL’nin 25 TL’sini Ceyhun abisine gönderdi, “Kalan 2,50 TL’yle kardeşime kola aldım abla”, dedi.

Bu yardımlaşmanın en uç örneği yeni doğum yapan bir kardeşimizle yaşandı. Anne sütünün bağışıklığı arttırdığı bilgisi üzerine bebeğinin sütünü Ceyhun abisiyle paylaşmak istediğini söyledi. “Her gün sağıp gönderirim abime, kabul ederse”, dedi.

Bir başka kardeşimiz  yatak yaralarını tedavi için yardımcı olurum dedi.

Doktor olan dönem arkadaşları mesaileri bittikten sonra Ceyhun’da aldılar soluğu; her giden eli kolu dolu gidiyordu. Arkadaşları ailelerine, çocuklarına ayırmaları gereken zamanı Ceyhun’a ayırdılar. Sadece arkadaşlarının değil, ailelerinin de desteği büyüktü.

Ve anneler!

Darüşşafakalı anneler sadece dualarıyla değil emekleriyle de destek verdiler. Kimi Ceyhun’un sevdiği yemekleri yapıp gönderdi, götürdü; kimi Ceyhun’un malülen emeklilik işini üstlendi, “ Bana bırakın siz başka işleri halledin, bu iş benim” dedi.

Sosyal medyada Ceyhun Certel ve Darüşşafakalıların dayanışması  kısa zamanda yayıldı; tanımayan, sadece  durumu duyan onlarca insan müthiş bir destek verdi, mektuplar yazdılar, telefonlar ettiler, kurabiyeler yapıp gönderdiler, artık herkes bilgisayarını açtığında ilk Ceyhun haberlerine bakıyordu.

“Sizi kıskanıyoruz, keşke biz de Daçkalı olsaydık, ne mutlu size”, cümleleri artık kanıksanmıştı.

Başından beri umut olmadığı bilinmesine rağmen direniş, pes etmeme, vazgeçmeme, mücadele en üst seviyedeydi.

Kimi zaman umutlar arttı, kimi zaman çaresizlik tavan yapıp  “ yeter Şebnem zorlama, kendi haline bırak” dendi.

Ne Şebnem, ne Ceyhun, ne Şenol, ne Taner…Son ana kadar mücadeleyi hiç bırakmadılar. Onlar mücadeleye devam ettikçe destek olanların sayısı arttı.

Daçkalıların topyekün direnişiydi bu, kaybedecek ne vardı ki?

1976’da çocuk olarak Daçka’ya girip birbirine sığınanlar, 50 yaşında yine birbirlerine sığınmıştı.  Arkalarında dağ gibi ablalar-abiler-kardeşler-öğretmenler- anneler ve Darüşşafakayı hiç bilmeyen ama bu süre içinde Daçkalılık ruhunu tam anlamıyla çözmüş, Daçkalı olmayanlardan oluşan dev bir ordu vardı.  Ve bu ordu aslında imkansız olduğu bilinmesine rağmen mücadele veriyordu.

ceyhun2

17 Mayıs’ta Daçka’da pilav vardı, Ceyhun’un pilav gününe katılması herkesin en büyük arzusuydu. Güçsüzdü artık Ceyhun, yatağından zor kalkıyordu, gelemeyeceğini bildirdiğinde herkeste üzüntü oluştu, arkadaşlarının öncesinde yaptığı, yatarak geleceği araç, merdivenlerden indirecek kişiler, tüm organizasyon iptal edildi. Gidemeyecekti pilava…

Pilava saatler kala Ceyhun tüm gücünü topladı ve geliyorum dedi. Yuvaya gidiyorduk yine hep birlikte, geldi Ceyhun. Tekerlekli sandalyesiyle ..” Ben buraya yürüyerek gelmeyi hayal ediyordum” dedi, ağladı. Müziğin ritmiyle dans etti oturduğu yerde. 4,5 aydır hastane dışında ilk kez dışarı çıkıyor, ilk kez bu kadar kalabalık bir ortama giriyor, ilk kez bu kadar uzun süre oturuyordu. Acıktım dedi, yemekhaneye girildi, yuvanın kuru-pilav ve hoşafını içti. ceyhun3
Bizim aşçımız daha iyiydi dedi, kuru fasülyeyi yarım tabak zar zor yedi ama pilavını bitirdiği gibi Şebnem’in pilavının da yarısını yedi. Hoşafını kaşıklarken yoruldu ve kaseyi kafasına dikti.

Son yediği yemek de bu oldu.

O gün arkadaşları onu kucaklayıp arabaya yatırırken, herkesin gözünün içine baktı uzun uzun, Yuva’mıza baktı, veda eder gibiydi. Gördüğü sevgi ve ilgiden mutlu ancak bitkindi.

28 Mayıs 2015 gecesi Ceyhun mücadelesine son verdi.

ceyhun4Doktorların verdiği süreyi 2,5 ay kadar aşmıştı. Şebnem bu yola çıkarken, “ Ne kadar yolumuz var bilmiyorum ama amacımız Ceyhun’u rahat, huzurlu, sıkıntısız, kaygısız, sevdiklerine ve görmek istediği insanlara kavuşturarak, sevgi çemberi içinde yolu tamamlamasıdır” demişti. Ceyhun 4 aylık süreçte yıllardır hasretini çektiği arkadaşlarının bir kısmını görmüş, sevgilerini hissetmişti,

8 yıldır görmediği kızına kavuşmuş, hasret gidermişlerdi, hiç tanımadığı Daçkalıları görüp moral bulmuştu. Yalnız Daçka’daki sıra arkadaşını görememiş, hep onun yanına gelmesini beklemişti.ceyhun5ceyhun6

30 Mayıs 2015’te son görevini yerine getirdi Daçkalılar. Derneğimizin çelengi, bayrağı

ve Ceyhun, Daçkalıların omuzlarında sonsuzluğa uğurlandı.ceyhun7

Ardından Ceyhun için Darüşşafakalıların katkısıyla alınmış olan malzemeler ve Ceyhun için toplanan yardımdan kalan para, arkadaşları tarafından Ceyhun Certel adına Darüşşafakalılar Derneği’ne bağışlandı.

Darüşşafakalıların birbirine vefası, kardeşlik bağları, direnişleri, mücadele ruhları bir şehir efsanesi değildi. Darüşşafakalılık ruhunun her dönem ve her zaman var olduğunun en güzel örneğiydi CEYHUN CERTEL KENETLENMESİ.

 

 

 

ceyhun8

*   *   *   *   *

“Bu kadarcık çocuklardık hepimiz; yoksunluklarımız aynıydı, acılarımız aynı. Hepimizin aynı yeri sızlardı, sığınacak kimsemiz yoktu birbirimizden başka; adlarımız genel olarak “yetim” di. Birbirimizle olduğumuz süre kadar kendi kardeşlerimizle olamamıştık hiçbirimiz. Büyüdük, koca kazıklar olduk, çocukluktan kalan o duyguyu hep koruduk; bu yüzdendir hiç konuşmadan birbirimizin gözünden ne demek istendiğini anlayışımız, birbirimize her sarılışımızda eksik yanlarımızı unutuşumuz; bu yüzdendir birbirimize abi-kardeş, abla-kardeş, yeri geldiğinde ana-baba oluşumuz, gerektiğinde birbirimize kalkan oluşumuz. Ana-baba bir kardeşlerimiz bile bizi bizden iyi anlayamaz bu yüzden. O görünmez bir bağdır, göbek bağından daha bağlayıcı, bu yüzden çözemezler.

İşte bu yüzdendir birbirimize her zorlukta omuz verişimiz, yeri geldiğinde kimselere bırakmadan birbirimizin tabutlarına omuz verişimiz. Daçkalı değilseniz zordur anlamak, bizim mezarlarımızın toprağı bile  birbiriyle dosttur.”

 H.ŞEBNEM ALP (DŞ’84)

ceyhun9

ceyhun10

 

Darüşşafakalılar Derneği